Ali İpin ve Tiyatro…

Posted by Bengü Arslan on Eki 21, 2008 in Röportajlar |

as – Genelde aileler tiyatro eğitimine çok sıcak bakmazken, size aileniz bu konuda bir baskı yapmış. Ailenizde tiyatro aşkı nereden geliyor?
Ali İPİN –
Genelde aileler karşı çıkarlar ama bende öyle bir şey olmadı, sonuna kadar desteklediler. Özellikle babam çok arkamda oldu. Genelde de her zaman babalar karşı çıkar. Bende ise tam tersi bir durum yaşandı.

as – Sanırım daha önce de mimarlık üzerine bir eğitim almışsınız…
Ali İPİN -
Bir mimarlık derdim vardı (halen de olmak istiyorum) ama maalesef olmadı. Evet Londra’da bir senelik mimarlık eğitimi aldım fakat ekonomik şartlardan dolayı, ülkemize geri dönmek zorunda kaldım. Ama halen mimarlık eğitimi almak istiyorum. Yani şu an böyle bir şansım olsa, yine olurum. Hatta “iyi bir mimar olurdum” diye iddia ediyorum…

as – “Ankaralı” bir sanatçı; özellikle de “Cebecili” olmak bir ayrıcalık mı?
Ali İPİN -
O hakikaten bir ayrıcalık… Cebeci’deki Ankara Devlet Konservatuar’ından mezun olmak, Türkiye’deki sanat ortamında gerçekten büyük bir ayrıcalıktır. Orada farklı bir kültürle yoğruluyoruz, yoğrulduk daha doğrusu… Bu kültür, gün geçtikçe gelişti ve şu anda içinde bulunduğum konuma ulaştık. Ve biz halen, ayrıcalıklı bir şekilde meslek yaşantımıza devam ediyoruz. Kesinlikle Cebecili olmak bir ayrıcalık…

as – Sinemada büyük başarı göstermiş oyuncuların çoğunun tiyatro kökenli hatta Ankara kökenli olduğunu görüyoruz… Sizce bu bir tesadüf mü?
Ali İPİN -
Bu bir tesadüf değil tabi  ki de… Piyasadaki klâsımız, gücümüz, yeteneğim başta da söylediğim gibi aldığımız kültür bunun en büyük nedenidir.

“Biz bu sektör içerisinde emniyet supabı olarak görülüyoruz.”

as – Eğitimli bir tiyatrocu olarak bir çok reytingi yüksek dizide rol aldınız. Piyasaya bakışınız nasıl, alaylı ve okullu ayrımının yapılması sizce ne kadar doğru?
Ali İPİN
- Bu mesleği icra ederken, gerek dizi sektörü, gerekse tiyatro olsun, alaylı ya da okullu oyuncu tabiri, şu an için bana sert gelen bir tabir. Böyle bir ayrımda bulunmayı da çok doğru bulmuyorum. Zaman zaman, tabi ki bizler de bunu yapıyoruz. Biz bu sektör içerisinde emniyet supabı olarak görülüyoruz. Bizim karşımıza çoğu zaman oyuncu olmayan oyuncular çıkarılıyor. Biz bir yerde oyuncu olmayan oyuncuları ön plana çıkarıyor ve onları yüceltmiyoruz. Yani tabiri caizse; olayın başrolünde olan kişileri ön plana çıkartıyoruz. Biz eğer bir falso yapsak, yani yapacağımızın çok az kısmını yapsak, o oyuncu olmayan oyuncular kontrpiye de kalabiliyorlar. Bu bizim mesleki ahlakımıza sığmadığı için de, elimizden geleni yapıyoruz. Bu anlamda bize daha büyük bir yük düşüyor. Diğer taraftan da, bizim kıymetimiz daha da iyi anlaşılıyor diye düşünüyorum… Tabi bu sadece yan rollerde ana karakterleri besleyen roller oynayacağız diye bir şey söz konusu değil. Öyle ki; biliyorsunuz yeryüzündeki insan sayısı kadar karakter mevcut olduğu için doğal olarak bizim de ana karakterler oynadığımız zamanlar oluyor. Ben başrol oynamayı tabi ki çok isterim! Şimdi bir başrol oynamak benim için o kadar önemli değil… Önemli olan; karakter oynamak. Çünkü karakter oynamak, cidden çok zor bir iştir. Ve tabiri caizse; her babayiğidin de harcı değildir. Benim dizilerdeki geçmişime bakarsanız; her dizide farklı karakterler oynamışımdır. Bunlar araştırma, gözlem ve uzun süreli bir deneyimin ve eğitimin getirdiği birikim sonucu oluşan şeyler…

as – Şu an oynadığınız oyundan bize biraz bahseder misiniz? Romantika’yı tiyatronun ötesinde bir şov olarak adlandırabilir miyiz?
Ali İPİN -
En başta kendimizin eğlenerek oynadığı bir oyun “Romantika”… Evet, tiyatronun ötesinde bunu bir şov olarak adlandırabiliriz. Tiyatronun olabilmesi için bir takım şartlar gereklidir. Burada bizim oynadığımız oyunda, bu şartlar büyük oranda gerçekleşiyor. Tiyatro olarak bakabiliriz ama tam anlamıyla tiyatro demek de doğru olmayabilir. Çünkü tiyatroda her şey birebir yaşayan canlı olan şeylerdir. Mesela; tiyatroda playbacke yer yoktur. Biz burada, bu oyunumuzda playback kullanıyoruz. Tabi çoğu yerde de playback gibi değil de, gerçek sesimizle de sesleniyoruz. Çünkü genellikle tiyatro salonu olmaktan çok uzak sahnelerde biz bu oyunu sergiliyoruz. Bunun için, ben bunu şov olarak nitelendiriyorum.

“Ben oynadığım karakterle sosyal yaşantımda özdeşleştirilmekten pek hoşlanmıyorum.”

as – Sizce bir oyuncunun oynadığı karakterle özdeşleştirilmesi, başarısının bir ölçütü müdür?
Ali İPİN -
Çok açıkça söylemek gerekirse; ben oynadığım karakterle sosyal yaşantımda özdeşleştirilmeyi pek doğru bulmuyorum. Daha doğrusu, çok hoş karşılamıyorum. Sonuçta ben benim… Ali İpin’im… Oynamış olduğum bir dizideki bir X ya da Z karakteri olarak gezmiyorum sokakta… Ali İpin olarak geziyorum. Tiyatrodan bir örnek verecek olursam; benim sahnedeki oyunum bittiği zaman, oynadığım karakter de benim tarafımdan çıkartılır, portmantoya asılır ve dışarı çıkılır. Yani o rol, orada kalır. Ertesi gün tekrar tiyatroya geldiğimde, ben o rolü üzerime giyerim ve sahnede rolümü yapıp, sonra çıkartıp yine askısına asarım ve yine bir gün boyunca orada bensiz durur… Tiyatronun içinde ve dışında aynı karakterde gezmeyi doğru bulmuyorum.

“Rolün büyüğü, küçüğü yoktur…”

as – Deneyimli bir oyuncu olarak, genç oyunculara tavsiyeleriniz neler?
Ali İPİN –
Bir kere sarf edecekleri gücün üzerinde de bir güç sarf ederek, güçlü ve sabırlı olmalıdırlar. Rolün büyüğü ve küçüğü yoktur! Sırası geldiğinde, çok küçük hatta mini minnacık bir rol bile çok fazla parlayabilir… Oyuncu olmak için, ille de başrol oyucusu olmak gerekmiyor. Bu bir merdivendir ve çık çık bitmez… Sabırlı olmak gerekir ama bunun yanında da biraz önce de dediğim gibi; çok okumak, çok gözlemlemek ve çok çalışmak gerekir… Biz, sanatı özellikle de tiyatro sanatını, sonu olmayan bir merdiven olarak görürüz. Ölürüz ama halen daha çıkacağımız basamaklar sayılamayacak kadar çoktur. Ben şu an 53 yaşındayım ve halen de yeni bir şeyler öğreniyorum…

as – Bu keyifli söyleşi için size AS Ailesi olarak çok teşekkür ediyor, mesleğinizde başarılarınızın devamını diliyoruz…
Ali İPİN
- Ben de AS Dergisi’ne çok teşekkür ediyorum…

Etiketler:, , , , ,

Reply

Copyright © 2010 Bengü Arslan