Yılmaz Vural ile Türk ve Dünya futbolu üzerine…
Posted by Bengü Arslan in Röportajlar on May 3, 2009
VESTEL MANİSASPOR?DA YILMAZ VURAL DÖNEMİ BAŞLADI?
YILMAZ VURAL?LA GÜNÜMÜZ FUTBOLU ÜZERİNE?
Teknik direktörlük kariyeriniz nasıl başladı? Bir dönemin Avrupa ve Türk futbolunda hayli popüler bir yeri olan Köln Spor Akademisi?nde eğitim aldınız; bu okula gidişiniz nasıl oldu?
Yılmaz Vural- 1975 senesinde Tekirdağspor’da oynadığım sırada, Ankara’da Türkiye’nin ilk spor akademisi açılmıştı. Hocamdan izin alıp sınavlarına girdim ve kazandım. Okuduğum esnada hem Hacettepespor’da futbol oynadım hem de Ankara Yenimahallespor’un hocalığını yaptım amatör kümede, ve o sene lig atlattım takıma. Okul bitiminde ilk çalışmam İzmirspor’da 1979 yılında yardımcı antrenörlükle oldu.Aslında İzmirspor’a futbolcu olarak gitmiştim ama o zamanki hocam Suphi Varer bana “sen benim Hacettepe’den talebemsin sen futbolu bırak ve benim yardımcım ol” dedi. Bende daha futbolculuk yapacağım yaşta yani 26 yaşımda antrenörlüğe başladım. Daha sonra yurtdışı maceram başladı. Önce İsviçre’ye ardından Almanya’ya geçtim.1981 senesinin kış sömestrinde sınavları kazanıp Köln Spor Okuluna girdim, 1986 yılında da okulumu bitirdim. Ve şu anda Türkiye’de ki tek prolisans’a sahip kişiyim.
Bu okulda beraber eğitim aldığınız, veya hocalığınızı yapan o dönemin yada sonraki dönemin popüler isimleri var mı?
Yılmaz Vural- Tabii. Christoph Daum, Claus Augenthaler, Thurbesth. Bunlar benim Köln Spor Akademisinden arkadaşlarım.
?Ben antrenörlüğe başladığımda Fatih Terim daha hocalığa başlamamıştı.?
Yılmaz Vural, ofansif düşünceli, savunmayı önde kuran, oyunu yönlendirmeyi seven -rakibe göre oynamayan- bir teknik adam olarak bilinir. Doğru mudur?
Yılmaz Vural- Doğrudur. Türkiye’de bu ekolün ilk temsilcisi de kendimi görüyorum. Ben Antrenörlüğe başladığımda sevgili Mustafa Denizli, Derwall’in yardımcılığını yapıyordu, sevgili Fatih Terim ise daha başlamamıştı. Bu neslin Türkiye’deki ilk temsilcisi benim ve bayrağı alıp yukarılara taşıdığıma inanıyorum. Çünkü başlar başlamaz Malatyaspor’u 5. yaptım. Daha sonra Futbol federasyonu kurslar açarak ve beni örnek göstererek gençleştirme işine başladı. Aslında o döneme kadar böyle kurslar açılmıyordu. Tüm bunların öncüsü olmaktan da mutluluk duydum her zaman.
?Türkiye’de bir takımın hedefi var ise eğer, amatör kümede bile hocalık yaparım.?
4 Büyüklerden birinin başına geçmek gibi bir idealiniz olduğunuz biliniyor. Ne diyeceksiniz. Hatta bir ara 4 büyüklerden birine geçsem her sene şampiyon yaparım gibi bir iddianız bile vardı?
Yılmaz Vural- Bu bir isyandı aslında. Yoksa birinin, bir şeye bu kadar iddialı yaklaşması normal değil. Bizim yıllardır hayıflandığımız konu şu, Tükiye’de Prolisans’a sahip tek hoca benim. Alman vatandaşıyım, 2 yabancı dilim var. Giyinmesini, oturmasını, kalkmasını bilirim ve görev aldığım camialarda yönetim kurullarının bana verdiği her türlü hedefi de yakalamış bir insanım. Milli takımlara inanılmaz oyuncu yetiştirdim ki en önemli referansım Hakan Şükür’dür. Türkiye? nin en genç oyuncusunu ben oynattım. Şimdi ülke futboluna bu kadar katkı sağlamış biri olarak, büyük takımların bizi görmezden gelmesini içime sindirememiştim. Dünyanın en zor şeyi profesyonel bir iş yaparken hep zirvede kalmaktır. Türkiye’de bir takımın hedefi var ise eğer, amatör kümede bile hocalık yaparım. Yeter ki görev alacağım takımın hedefleri olsun.
Kısa bir süre önce Vestel Manisaspor?un teknik direktörü oldunuz. İlk hedefiniz nedir?
Yılmaz Vural- Vestel Manisaspor’u ilk aşamada dibe yakın bölgeden uzaklaştırmamız gerekiyor. Oyuncularımızla konuştuk. Bu takım kötü takım değil. Hiç kimseden böyle bir şey duymadım. Bu takımın başına gelen şansızlıklar, umarım bir an evvel son bulur. Bu kötü gidişi durdurmak gerekiyor. Camia olarak kenetlenmemiz gerekiyor. Ben biliyorum ki Ege seyircisi yumuşaktır ancak olumsuz olduğu zaman tepkisini maça gelmeyerek gösterir. Bu nedenle seyirciyi de maça çekmemiz gerekiyor.
Takımdaki bazı oyucuları yakından tanımanız sizin için bir şans olsa gerek…
Yılmaz Vural- Daha önceden Okan ve Şener gibi oyuncularla çalışmıştım. Takımı tanıyorum. Artık iş yapma zamanı. Giray Bulak benim yakın dostum ve kardeşim. Bana takımla ilgili bilgiler verdi, vedalaştık ve gitti. Takımın durumuyla ilgili yorum yapmak için erken. Yaşayalım birlikte görelim. Dışından bakmakla içinde olmak çok farklı. Ankaraspor’la yaptığımız ilk maçı kazandık. İkili averajı kaybetmememiz gerekiyor. Vestel Manisa takımı Ankara’da kesinlikle kaybetmemelidir. Kazanmak için oynayacağız. Futbolun doğrularını yaparsanız, Türkiye’de yenemeyeceğiniz takım yok. Ben hırslı bir insanım. Dersinizi iyi çalışırsanız başarısınız. Tabi ki futbol şans oyunu. Elimizden geleni yaparak Manisaspor’u başarıya ulaştıracağız.
?Türkiye futbolu artık dünya tarafından tanınır hale geldi.?
Dünyada Türk futbolunun yerini nasıl görüyorsunuz?
Yılmaz Vural- Türk takımlarının aldığı sonuçlar ve puanlarla Avrupa?da üst sıralara çıkmış durumdayız. Sanıyorum önümüzdeki yıllarda şampiyonlar ligine direk katılacak takımlarımız olacak. Milli takım bazında da birçok başarılı sonuçlar aldık. Turkcell Süper Lig?ine baktığımızda Avrupa?daki birçok ligde oynanan maçlardan çok daha iyi maçların oynandığını görmekteyiz. Çok büyük olanakları olan bir lig haline geldi. Şu anda Türkiye’de de Avrupa’daki gibi idman yapılıyor, tesisleşmeler Avrupa’nın önüne geçiyor bazen. Ancak tam bir profesyonellik, tam bir ekonomik istikrar yakalayamadık henüz. Bunun yanında bu seneden itibaren geçerli olacak olan ve kulüplerimiz uymakla yükümlü oldukları UEFA kriterleri var. Bunlara uyum sağlarsak kısa zamanda Avrupa futbolunu yakalayacağımız görüşündeyim.
Liglerimizde, sizin de hayli muzdarip olduğunuz üzere, daha yarım sezon bitmeden 3-4 teknik direktör değiştiren takımlarımız var. Sizce bu doğru bir karar mı? Bu konuda ne yapılabilir?
Yılmaz Vural- Hiçbir şey yapılamaz. Çünkü bir arz-talep meselesidir. Sadece bize getirilen bir yasak var. Senede 2′den fazla takım çalıştıramaz diye. Aynısı kulüpler için uygulanırsa yani bir kulüp sende ikinden fazla antrenör değiştiremez gibi bir yasa çıkarsa ancak o zaman, yoksa bunun önüne geçilemez.
?Futbol Türkiye için çok önemli bir sosyal olgu?
Futbolun endüstriyelleşme süreci sizce Türkiye?de nasıl ilerliyor?
Yılmaz Vural- Ülkemiz futbolunun Avrupa?da da benimsenmesiyle futbol daha büyük bir endüstriyel alana dönüştü, büyük paralar dönmeye başladı. Yavaş yavaş ilerlemesine rağmen olumlu bir ilerleme söz konusu. Statlar yenileniyor, gelirler artıyor, böylece futbol daha endüstriyel bir alan haline geliyor. Bu sadece 3 büyüklerle de sınırlı kalmadığı için genel olarak ülke futboluna büyük katkılar sağlanmış oluyor. Futbolun sosyalleşmek adına da büyük katkılıları olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.
Sizce yabancı futbolculara verilen değer neden Türk futbolculara verilmiyor?
Yılmaz Vural- Amaç ülke gençliğini spora kazandırmak tabi ki ama kulüplerin bakış açısını ele aldığımızda, Avrupa?da yarışıyoruz dolayısıyla bu yarışta daha güçlü olmamız için yabancı futbolculara ihtiyacımız var diyorlar. Alex, Carlos, Lincoln gibi futbolcuların ülkemizde oynamasına kimse karşı değil ama aynı kalitede olan bir Türk futbolcuyla yabancı futbolcu arasında seçim yapılması gerektiğinde yabancının tercih edilmesine bende karşıyım, bu ülkeye kazançtan çok kayıp getirir. 5000 tane lisanslı futbolcu arasından iyi futbolcular çıkartamıyorsa, bunu ülkemiz futbolunun ayıbı olarak değerlendiriyorum ben.
?Artık futbolumuz 3 büyüğün hegemonyasında olmayacak.?
Şampiyonluk yarışının yıllardır 3 Büyükler arasında dönmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye?de 4 büyükler haricinde bir şampiyon ne zaman çıkar?
Yılmaz Vural- Artık futbolumuz 3 büyüğün hegemonyasında olmayacak. Oynayanın kazanması için herkes seferber olmuş durumda
Takımlar arasında maddi manevi fark büyük bir etken. Bu fark 3 büyüklerle diğer takımlar arasında çok uç noktalarda seyrediyor. Gelir dağılımını iyi yapabilmek şart.
Bu sene çıkabilir.
Tahmininiz kim peki ?
Yılmaz Vural- Takım ismi vermem.
As Dergisi olarak size bu muhteşem sohbet için teşekkür ediyoruz.
Ben de çok teşekkür ediyorum. Tüm okurlara sizin aracılığınızla selamlarımı iletmek istiyorum.
Röportaj: Bengü Arslan
Fotoğraf: Cevdet Ünüvar